İçeriğe geç

Ateş böceği saat kaçta ?

Ateş Böceği Saat Kaçta?

Bir yaz akşamıydı. Kayseri’nin sıcak havası geceyi bile boğuyordu, ama ben buna alışmıştım. Her zaman biraz daha sabırlı olmam gerektiğini düşünürdüm. Yaşam, sabır gerektiren bir yolculuktu, değil mi? Havanın o kavurucu sıcağına rağmen, bir şeyin beni hep sabahın ilk ışıklarına kadar ayakta tutmaya zorladığını hissettim. İşte o şey, bir ateş böceğiydi.

Bu yazı, belki de birinin doğru soruyu sormadığı bir dönüm noktasına dair duygularımla ilgili. Yani, Ateş böceği saat kaçta? diyebileceğiniz anın ne anlama geldiğini anlatmak için kaleme aldım. O anı yaşayan birinin iç dünyasında neler döndüğünü, bir kalbin içindeki karmaşayı, tek bir soru ile açıklamaya çalıştım. Bir anı, bir duygu, bir heyecan… Her biri kendi içinde bir bütün. Ama hangisi aslında daha önemli?

Bir Yıldız Gibi, Uzakta

O gün, günün nasıl geçtiğini hatırlamıyorum. Havanın o boğucu sıcaklığına rağmen, günden güne aynı duygularla buluşuyordum. Sabahları, okul çıkışı, akşamları… Aksaklıklar, hayal kırıklıkları ve belki de kaybolmuşluk hissi vardı içimde. Kendi başıma kalmak, bazen susmak, bazen düşünmek istiyordum. Bir anlamda, hayatta daha fazlasını arayacak halim kalmamıştı. Her şeyin zaten bir cevabı vardı, fakat ben bu cevapları anlamayacak kadar yorulmuştum.

O yaz akşamı, bir köşede yalnız başıma otururken gökyüzüne baktım. Gözlerimi sımsıkı kapatıp derin bir nefes aldım. O anda, belki de yalnızca beynimde çalan bir şarkıydı ama bir an düşündüm: ateş böceği saat kaçta?

Bu kadar küçük bir soru bile beni derinden sarsabilir miydi? Elbette. Çünkü zamanın bir anlamı vardı, ama o anlamın nasıl bir şey olduğunu bile bilmiyordum. Ateş böceği… O kadar nadir bir şeydi ki, onları görmek için kollarımı uzatıp karanlıkta beklemek gerekiyordu. O gün, belki de o anın, ateş böceğinin peşinden gitmenin anlamını tam olarak keşfetmemiştim ama bu soruyu sormak bana başka bir şeyin kapısını aralayacak gibiydi.

Yalnızlık ve Umut Arasında

O yaz, Kalbimdeki yalnızlık ve umut arasında bir denge kurmaya çalışıyordum. Bazen sadece bir an için, bir dakikalık bir dilim gibi, hiç bir şey olmadan durmak, sessizce beklemek istiyordum. Ateş böceği geceyi sarar, sadece bir ışık gibi parlar, sonra kaybolur. Birlikte bu ışığı paylaşabileceğim birinin varlığını hissedememek o kadar zorlayıcıydı ki… Bir yanım, belki de o an birine ihtiyaç duymuyor ama diğer yanım yalnız kalmaktan bir türlü kaçamıyordu.

İçimdeki bu karmaşayı anlatmak zordu. Söylemek ya da göstermek… Hiçbiri yeterli değildi. Ama yine de, bu karmaşayı ateş böceklerinin zarif ışığında kaybetmek, huzura ulaşmak için bir yol gibiydi.

Geceyi Beklerken

Bir akşam, yatağımda mışıl mışıl uyumak yerine, dışarıda bir yürüyüşe çıkmayı tercih ettim. Her şeyimle yorulmuştum; bedenim, ruhum, hayallerim… Ama bir şey vardı, geceyi beklemek. Bu bekleyişin ne anlama geldiğini bilmeden, işte orada bir sokak köşesinde, karanlıkla sarılı bir dünyada durdum. O anda nehir gibi akıp giden bir zaman diliminde, sadece bir şeyin farkındaydım: “Ateş böceği saat kaçta?”

Evet, belki de sorunun cevabı o kadar basitti. Ateş böceği, bazen olduğu zamanın dışında olabilirdi. Belki de, zaman değil, bakış açısı, nerede ve ne zaman olduğumuzla alakalıydı.

Yalnızdım ama hiçbir zaman o kadar derin yalnızlık hissetmemiştim. Çünkü aradığım cevabı bulmak için sadece gözlerimi kapatıp karanlığa bakmam gerekiyordu. Evet, bu geceyi beklerken, hayallerim bana ateş böceği gibi parlayacak bir umut verdi. Birinin ışığına ihtiyaç duymayacak kadar güçlü olmalıydım, belki de o yüzden bu kadar çok beklemek zorundaydım.

Ateş Böceği ve Beni

İçimde bir fırtına vardı. Bunu kimseye anlatamazdım. Çünkü her zaman dışarıdan bakıldığında “bu kadar büyük bir derdi ne vardı?” diye sorulurdu. Ama bir kez daha düşündüm. Eğer bir ateş böceği saat kaçta olduğunu soruyorsa, demek ki bu soru zaten bir anlam taşımıyor, bu soru bana doğru sorulmuştu. Belki de önemli olan, doğru anı, doğru soruyla yakalamaktı.

Geceyi daha dikkatli inceledim. O an, ateş böceğinin uçuşu gözlerimin önünde bir yıldız gibi parlamıştı. Her şeyde olduğu gibi, bu da bir andı. Bir zaman dilimi ve bir ışık… O anı tam olarak hissetmek, zamanın akışını hissetmek… O kadar derin, o kadar dokunaklıydı ki, bir cevap aramak yerine sadece hissetmeye başlamıştım.

Bir Umut Işığı

Yavaşça yürürken, her adımda ateş böceğinin ışığının peşinden gitmek istedim. Bir ışık, bir umut… Karşı kıyıya geçmek, bilinçaltımda kaybolmuş olan güveni yeniden bulmak… Ateş böceği, bir kez daha, bana bu karanlık gecede bir anlam taşıyordu.

Bir an durup derin bir nefes aldım. O soruyu tekrar sordum: Ateş böceği saat kaçta? Ama bu kez, cevabı bulmanın bir anlamı yoktu. Çünkü ben, o an, sadece o ışığı izleyerek bir umudu kucaklamıştım. Saatin ne zaman olduğunu, ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Bunu bilmek istemiyordum.

O an, bana bir şey öğretti: Belki de sadece soruları sormak, zamanın içinde kaybolmuş, ışığa yaklaşmak demekti. Ve her şeyin bir zamanı vardı… Ne de olsa, ateş böceği her gece, her saat parlıyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
tulipbet yeni giriş